Selamun aleykum efendim dunyaya zuhur eden hemen hemen her peygamber her elci 1001 zorluk cekmiş ve dünyalik namina kazanilan bir şey için bizler gibi sevinmez iken kaybettikleri için de bizler kadar üzülmemişler.Peygamber varisleri de dahil olmak üzere hem insanliğa bir şeyi öğretmeye bir şeyi hatırlatmaya çabalamış ve uğraş göstermişler.Uğrunda uğrastıkları şey ise HAK ve HAKKI tanımak.Aziz Mahmut Hüdayi(k.s) olup Üftade hazretlerine koşar Mevlana olup Şemsi arar olmuşlar.İnsan eşref i mahluk sıfatına nail olmuş ama aslını unutmuş.Gönderilen 124 bin küsur elçi hep insanları bişeylerden uzak tutmaya çalışmış.Benim sorum şu dünya bir ağacın gölgesinde gölgelenmekten ibaret ise ve ahiret de uyandığımız da herşey bir rüya kadar kısa gelecekse neden insan nankörlüğünü bir kere daha en azılı şekilde gösterip verilen nimetleri görmez olur.İnsanı eşref-i mahlukat sıfatına erdiren olgu nedir? Efendim,HAK teala yarattıklarına karşı bir anne şefkatinden daha şefkatli ama neden insan bu şefkati idrak edemiyor.İnsanı meleklerin imrendiği vasıftan aşağıya indiren nedir.İnsan nasıl kendini bulur.Mevlananın da dediği üzere aşka uçmadıktan sonra kanatların neye yarar.Ama bırakın aşka uçmayı yerden cm olsun kımıldayamıyoruz.Bizim kanatlarımızı bütün görkemiyle açmamızı engelleyen şey nedir?İlim çok büyük nimet evet ama yarım ilim de çok kötü darbeler vuruyor sanırım.En dehşetli ve çetin savaş insanın kendi kendine yaptığı savaşmış şimdi anlıyorum ama bu savaşta hiç bir teknik bilmez ve hiç bir strateji bilmezken nasıl kamil insan yolunda adım atacaz? Nasıl kanatlarımızı açmayı öğrenecez ne olduğumuzu nasıl anlayacaz. Efendimiz Mekke’den Medine’ye hicret ederken ashabı ile ana kardeş eş dost çoluk çocuk dinlemeden bütün dünyayı arkalarında bırakarak hicret etmediler mi? Bizi şu dışardaki okyanusta yüzmek varken bu küçük havuza mahkum eden ne? Dünyaya bağlılık mı? İç alemimiz de nasıl gerçeklestirebiliriz hicreti? Her nesneye bakarken evet bunu ALLAH yarattı şüphem yok demekten ziyade onun gücünü kudretini sırlarını nasıl idrak edebiliriz? Nasıl yaratıcının yarattığı her şeye bir kitap gözüyle bakıp o kitabı okuyabiliriz? Nasıl hedefine ilahi rızayı koyup ilk başta havuzda yüzmesini öğrendikten sonra okyanusta ona doğru su üstünde yürüyebiliriz? Bu öyle birşey ki yazılanların hepsi birbirine benziyor hepsi bu budur diyor ama anlasılan bu yazılanların dışında bir şey EFENDİM nasıl içimizdeki nefs-i sultani zulüm altındayken nefs-i hayvaniye karşı ve nasıl içimizdeki Musa firavuna karşı zor sıkıntı içindeyken nerden bulacaz Nil’e boyun eğdiren asayı? İnsan kendi iç aleminde bazı şeyleri çözemeden anlayamıyor efendim şu dünya adlı sanat kitabını anlayamıyor yaratıcının onu ne kadar sevdiğini değer verdiğini? Nasıl anlayacaz nasıl iç alemimizdeki ırmak bulanıkken onu sakinleştirip durgun olmasını bekleyeceğiz? Ashabın yanında kainatın yaratılıs sebebi vardı, Mevlana’nın yanında ona bazı şeyleri gösterebilecek öğretebilecek iç alemine seyehat etmesi için gerekli olan kapıyı gösteren Şems vardı, Orhan Gazi’nin yanında 600 küsur sene sürecek olan bir imparatorluğun temelini ilahi rıza yolunda atılmasını sağlayan Şeyh Edabali vardı. Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri’nin Üftade Hazretleri gibi bir hocası vardı. Onların da rehberi evvela yüce Kuran ve sünnetti. Ahir zaman fitnesinin fokur fokur kaynadığı yanına yaklaşanı anında yaktığı bu devirde sizler gibi hocalarımızın söz ve hikmetlerini şu zaman ve mekan engelini nasıl aşacağız. Şu dilimizin söylediğini ne zaman bütün kalbimizle tastik edeceğiz ne? Söylenenler ve yazılanlar elbette doğrudur ama ne zaman söylenen sözlerin ve yazılan kelimelerin inceliğini içinde barındırdığı sırlara inebileceğiz ve kanatlarımızı ne zaman açıp aşka uçabileceğiz? İlgilendiğiniz için bütün Altınoluk çalışanlarına teşekkür ederim. ALLAH razı olsun. Dua ile.
Sevgili kardeşim uzun ve dertli mektubun için teşekkürler. Bu zamanda nefsin fitnesinden kurtulmanın en kestirme yolu insanın Salihlerle beraber olması ve onlar ile beraber maneviyatını güçlendirmesidir. Karamsar olmaya gerek yoktur zira insanlık tarihinin her döneminde Müslümanlar bazen sıkıntı bazen de huzur içinde yaşamışlardır. Önemli olan rahatlık döneminde şükür, sıkıntı halinde ise sabır halinde olmaktır.

